|
Home Bestseller Lists Turkish Events Media Reviews Media Coverage Experts' Reviews Readers' Comments Chapters Creators Book Club Study Guide Purchasing Perusing Publication Images for the Press Harem at Topkapi Turkish Travel Lifestyle Expat Resources
Contact Us

"Expatriates in
Turkey take up the pen to fight prejudice"
-- Agence France
Presse
Click for
more press
"Reminiscent of Lady Mary Wortley Montague's TURKISH EMBASSY LETTERS."
--Sirin Tekeli
"Brilliantly woven, laugh-out-loud funny."
--THE GUIDE ISTANBUL
"Everyone should read this book!"
--SKYTURK TV
"An exhilarating journey."
--Ebru Keni
"Daring and delightful."
--
Ellen Boneparth
"A million dollar
job."
-- Nazire Kalkan
"Funny, moving and
unusual."
--Nicole Pope
"Insightful."
--Tony Wheeler
"A valuable contribution to expatriate literature."
--Patricia Linderman
Click to read
full quotes


| |
--18 December 2005- POSTA national daily newspaper
"Aynaya bak ama, o gördüğün sen değilsin!"
by Yazgülü Aldoğan
Doğan Kitap
Yayınları'ndan çıkan "Türkçe Sevmek" kitabı, bir biçimde Türkiye'ye gelmiş,
kalmış ve Türkleri tanımış ve sevmiş yabancı kadınların gözüyle ülkemizi,
insanlarımızı anlatıyor. Kitap beni derin düşüncelere daldırdı. Şair de boşuna
dememiş, derya içinde olan deryanın kıymetini bilmez diye. İnsan, içinde
yaşadığı ülkeyi bir yabancının gözüyle göremiyor elbet. Bazı ayrıntıları
kaçırıyor, bazılarını farklı yorumluyor. Kendisi hakkında da öyle. Aynaya
baktığınızda gördüğünüz suret ile size bakanın gördüğü aynı değil. Biz ülkemiz
ve insanlarımız hakkında belli bir görüşe sahibiz. Ama dışarıdan nasıl
gözüküyoruz? Bize bakanlar nasıl görüyor, ne görüyor, neyi anlıyor, neyi
yadırgıyor? Kitapta yedi değişik ülkeden otuz iki kadının anıları var. Hatta
sadece ülkeler değil, kıtalar bile değişik. Amerikalısı, Avustralyalısı,
Avrupalısı, Asyalısı var. Değişik meslekler, değişik kültürler, değişik
dinlerden bu kadınların Türkiye'ye geliş nedenleri de değişik. Ve tabii bize
baktıklarında gördükleri de! Son yaşadığımız olaylar bağlamında düşündüğüm zaman
yabancıların biz Türkleri nasıl gördüklerinin örneklerini taşıyan bu kitap,
zengin ipuçları vermesi açısından da ilginç. Son olaylar derken kastettiğim
Türkiye'deki düşünce özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, laiklik, eğitim olanakları
gibi Türkiye'nin kırılma noktaları. Bir Avustralyalının Türkiye'de genç kızların
başlarını örttükleri için üniversiteye alınmamalarını anlaması mümkün değil.
Tıpkı bir Amerikalının Türkiye'de kadınların bluzları üzerinden göğüs uçlarının
görünmesinin fevkalade ayıp ve kışkırtıcı olduğu için Türk kadınlarının onun
tabiriyle çelik yelekli polisler gibi kalın sütyenler giymek zorunda kalmasını
da! Bir Avrupalı, ünlü bir yazarımızın "Biz bu topraklarda 100 milyon Ermeniyi
kestik" dediği zaman neremizin acıdığını, yasalarımızda olsun olmasın, bu
sözlerin her bir Türkü nasıl derinden yaraladığını anlaması da zor. Ama sokakta
karşılaştığı hiç tanımadığı Türklerin, ona çok samimi davranarak yardım etmeye
çalışmasını, hatta bunun için ısrarcı olmasını, hatta özel hayatıyla ilgili her
konuda sorular sorması merakını anlaması daha da zor!
Geveze ve meraklı Türkler
Yabancı kadınlardan biri tarihin derinliklerine dalmak ve
Bizansı bulmak hayalleriyle geldiği İstanbul'da karşılaştığı bu yoğun ilgiden
kaçmak için yöntemler arar. Bir yandan İngilizce öğretmenliği yaparken bir
yandan da kentte yaptığı uzun gezilerde yalnız kalma ihtiyacını sağlamak için
mümkün olduğu kadar vapurla seyahat eder; dışarıda, vapurun yan tarafında
oturur. Böylece karşısında gözünün içine bakan kimse olmayacaktır, en fazla
yanındakine muhatap olacak, onun sorularını da atlatabilecektir!
Gerçekten biz Türkler bu kadar mı meraklı, hiç tanımadığımız
insanlara karşı samimi hatta laubali, sadece sözel değil, tensel teması da
seven, ilk karşılaştığımız kişileri öpen insanlar mıyız? Evet öyleyiz...
İlgimizi öperek gösterdiğimiz gibi, öfkemizi de tekme atarak gösteririz! Sonunu,
önünü arkasını hiç düşünmeden fevri davranır, sonra pişman oluruz.
Merkez ve Taşra ayırımı
Kitabı okurken bu yabancı kadınların gözlüklerini takmaya
çalıştım ve orada bir başka yüzleşmek istemediğim gerçekle daha karşılaştım,
merkez ve taşra! Galiba yıllarca kendi kendimizi kandırdık ve AKP'nin yerel
yönetimlerden sonra merkezi iktidarı ele geçirmesiyle başlayan süreçte bu kış
uykusundan uyanmakta hala zorluk çekiyoruz! Biz merkezdekiler, iyi eğitimli,
donanımlı, Batı değerlerine sahip, laik, serbest fikirli olanlar; katı
muhafazakar, İslamcı taşranın, ekonomik ve siyasal yaşamda giderek ipleri ele
almasını, bu değer yargılarını muhafaza ederek ülkeyi yönetmeye başlamasını ve
değişmeye yanaşmadan bir de üstelik Avrupa klübünün kapılarını zorlamasını bir
hezeyan olarak kabul ediyoruz! Oysa yabancılar, Türkiye'ye geldiklerinde Türk
olarak sadece merkezi görmüyorlardı. Onlar tıpkı Avrupa kentlerini dolduran
milyonlarca taşralı Türkü daha önceden tanıdıkları gibi, Türkiye'deki Türklerin
de İstanbul'un, Ankara'nın elit kesiminden ibaret olmadığını biliyorlardı...
Ülkemize gelen 20 milyon turiste rağmen giderek yayılan içki yasakları, kızların
başı örtülü okuyabilmesi için yasaları aşma manevraları, yükselen milliyetçilik
akımları, laik - islamcı kavgalarıyla Türkiye mozaiği, ya da ebrusu, bizim için
ürkütücü olsa da yabancı kadınlar için, hayret, başdöndürücü bir egzotizm
içeriyor ve bu kitabın gülümseten yanı oluyor! İyi ve kötü yanlarımızla bir
fotoğrafa bakmak için okumanızı tavsiye ediyorum!
Türkçe Sevmek, çeviren Deniz Çiftçi Valente, Hazırlayanlar:
Anastasia M. Ashman, Jennifer Eaton Gökmen
|